20 Aralık 2009


07 Kasım 2009

Dışı Hoş, İçi Boş Filmler


Mexico. Bir filmin afişi bu kadar izlenesi ve romantik olabilirken, konusu ancak bu kadar fazla kendini tekrarlayan bir anlamsızlıktan oluşabilrdi. Tabi bu beni 2 saat boyunca filmi kesmeden izlemekten menetmedi ama izlesem de olurdu izlemesem de. Yalnız filmde şu diyalog beni bir duygulandırmıştır ki sormayın...

- sana bir soru sorcam. ama çok iyi düşün çünkü çok zor bir soru. birini gerçekten sevipde onunla yapamadığında ne zaman 'yeter artık' dersin?
+ çok basit...hiçbir zaman...

01 Kasım 2009

Alicia Keys - Doesn't Mean Anything from vimeoLuv on Vimeo.

22 Ekim 2009

Acı Gerçekler vol.1

Efendim sizler de şöyle bir etrafınıza ve kendinize, hareketlerinize alıcı gözle bi bakın. Her geçen gün annenize ne kadar çok benzediğinize kendiniz dahi şaşırıcaksınız, eminim. Evet dünyadaki bir numaralı acı gerçek 'Bütün kızlar büyüdükçe annesine benzer.' Hayat ağacının ergenlik dalına konan, çok genç ve bir o kadar da sivilceli kuşlarımız öhöhm öhöm kızlarımız bu dalda durdukları sürece bir kaç üst daldaki ailelerine süreki nefret kusarlar. Özellikle de anneler dayanılmaz bir etki yaratır bünyede. 'Şunu yapma, oraya onu koyma, bak toplamadan çıkmışın, nereye gidiyosun, kimler vardı, bu saat de ne' gibi aklına nasıl olduysa nereden geldiyse gelen sorularla yaşamı kızceğizlerimize ve ergenciklerimize dar ederler. Fakat aile çocuğun bu asabi durumunun farkında olmaz daha çok üstüne gider, anaya babaya böyle sinirlenilir miymiş dur ben ona göstereyim dünya kaç bucak düşüncesiyle ergenimizden unutamıyacakları laflar duymak üzere yanlarına giderler. Duyarlar. Üzülürler, üzerler. Sonra bu ergencikler kendi kendilerine yemin ederler 'Ben böyle bi anne/baba olmıycam! And içerim. Amin.' şeklinde. Ama gel gör ki bu yemine ne uyan olmuştur ne de duyan. Etrafınızda sürekli sizi kontrol etmek isteyen birisi varken ondan duyduğunuz cümleleri bir Furbie hafızası gibi kaydeden beyniniz size arkadaşlarınızla ya da kardeşinizle yaşadığınız bir anda kayda geçmiş cümlelerden birini kurdurtur. İşin kötü yanı biri sizi uyarıncaya kadar bunun çok da farkına varmazsınız. Korkarım bu anneye benzeme olayı bende de yaşadığım her an gerçekleşmekte. Sevgili bonita remedios'cuğumun ben ve ananemle birlikte toplamda 3 annesi var.

Ne mutlu anneyim diyene!

18 Ekim 2009

Nothing's Gonna Change My World...


09 Ekim 2009

Hey Mr. DJ ! Put a Record On !


Parti parti partizani!!! Hayatımın ilk partisinin bir türlü içinden çıkamadığım A.Ü.H.F'nin 2 yıl boyunca içinde ders gördüğüm binasında olması ne kadar da ironik değil mi? Sanki tek eğlencem hayatımın varacağı son kıyı orasıymış gibi (ki şeytan kulağına kurşun). Şimdi benim gibi yüzlerce (abartmıyım sadece bi 200cük olabilir) öğrencinin pazartesi günü okulun kapısından adımını atar atmaz ne gibi bi ruhsal bunalıma sürükleneceğinden haberiniz var mı sizin?? Size soruyorum saygıdeğer İrfan amca ve Ceride üstatları! Şimdiden biliyorum ki pazartesi dersler geçmek bilmiyecek, bol bol harikalar diyarıma zihin kaymaları yaşayıp bol flashbackli bir gün geçircem. Artık napalım borçlarcı en önde oturan pelte kıvamında Bonita'yı görmeyiversin gari. Ya da kökten çözüm bulalım : sana sesleniyorum tek şekerli kayfe! Oturmayıver bu sefer en öne. Belki zihnimin bir kısmı da o anı benden habersiz kaydediverir de yine bi flashback anında sana o dersi aynen özetleyiveririm. Yalnız tam 'We Are The People' la coşayazma aşamasındayken sevgili annem neden o saniyede mekanı terk etmem için rest çeker ki? Kader diyelim. Bu arada parfümün tadı cidden damağımda kaldı :)


Yoğun istek üzerine... Bir günde on ayrı kez hatırlayıp yine de gülünmezki :)

08 Ekim 2009

Tekerlemevari Yuvarlanıp Duran Hayatlar

Biri için deli gibi endişelenmek, hastalığını tek bir dokunuşla emmek soğurmak, gerekirse ilk defa bir başkası yerine acı çekmeyi kabullenmek, o kişiyi fena halde bir ömür boyu yanında istemek... Böyle garip hisler içinde nedense elim yine aynı şarkıyı defalarca döndürüp duruyor. Biliyorum depresyonuma yine çare bulamıyacak şarkılar. Yine dönüp dolaşıp ben olucak beni anlatıcak. Yine kanıma giricek gece gece. Elim yine herkesten saklı onun için tuttuğum günlüğüme gidip gelicek ama yazamıyacağım; yazıp da doğa anaya bi nebze daha olsun negatif enerji göndermiyim diye. Gidip gelmek, bakıp durmak, susup kalmak gibi tekerlemevari tekrarlarla yuvarlanıcağım. Ama bileceğimki ne kadar söz o kadar ben, ne kadar karmaşa o kadar karanlık şalını üstüne sarmış tir tir titreyen ruhum. Bir kaosum ben 5 aydır. Zihnimin aşılmaz sınırlarını kocaman balyozlarla yıktıran ruhdaşımı düşünüyorum, düşünüyorum.. Tıpkı çiçek açmayı bekleyen bir çiçek gibi, tıpkı karanlık bir odadaki bir ampul gibi, tıpkı yüzyıllardır çölle buluşmasına hep geç kalan yağmur gibi oturmuş sadece onu bekliyorum, bekliyorum...

bu arda dinlediğim şarkı ne mi?

02 Ekim 2009

'The More You Ignore Me, The Closer I Get' Sendromu



Kişiye, hiçbir zaman hak etmediği sevgi ve güvenin her zaman sunulması durumudur. Morrissey'de bu sendromu şarkısında öyle güzel açıklamıştır ki gönüllerde taht kurar. Aslına bakarsanız insan doğası bu duruma o kadar çok yatkındır ki atalarımız bile bizleri 'Kaçan kovalanır!' sözleriyle uyarmışlardır.

İnsan tabiatı gereği her zaman daha fazla isteyen bir varlık olmuştur. Kendimize bir hedef belirler ve uğrunda gece gündüz uyumadan çalışırız. Elde ettiğimizde ise o eski ihtişamını kaybederek 'bizim' olmuştur. Ve biz gözümüzü sıradaki hedefe dikeriz. Gönül işlerinin de farklı işlediği fazla görülmemiştir. Birisini gerçekten seversiniz ya da sevdiğinizi sanarsınız. Sonra o sizin olur. İş heyecanından bir parça kaybeder, sonra büyük parçalar yitirir ve siz elinizdekinin değerini bilemeden, o sevginin balını tadamadan bi bakmışınız ki bir sonraki hedefe gözlerinizi dikmiş bakmaktasınız.

Aşk, birlikteliğe dönüşmediği sürece sonsuzdur. Her zaman onu aynı tutkuyla sever ve onun yanınızda olması için ömrünüzü feda edebilirsiniz. Eğer gerçekten seviyor iseniz bu birliktelik sonrasında da bitip tükenmez. Ancak bu kişi size yüz vermiyosa bütün kusurları kapanır ve o mükemmelleşirken siz onun yanında ezilir, büzüşür ve bir böcek boyutlarına inersiniz. Sevdiceğiniz o kadar çok büyür ki gözünüzde ne kendinizi ne de başkalarını ona layık görürüsünüz. Siz siz olun böyle 'tapınma' boyutlarına gelen büyük sevgilerinizi Pulpo gibi basit, sıradan 8 kollu bir ahtapota vermeyin. Pulpo da kim mi? Artık bir başka yazıya....

26 Eylül 2009

Ananas Krallığına Hoşgeldiniz!

Evet efendimmm. Sonunda binbir zorluklarla gece gündüz düşünüp, hayal kurup, açmaya karar verip de insanlık için küçük ama bizim için büyük adımı atamadığımız, açıp da tıkanıp yazamadığımız blogumuza ilk yazıyı yazma şerefine nail olmuş bulunmaktayım :D. İlerleyen günlerde buradan saçmalamalarımıza da şahit olacaksınız , aşka gelip inciler sıralamamıza da , serzenişlerimize de... Ey sevgili okur! [ varsan tabi:) ] Hiçbir şey üzerine saatlerce çene yorabilecek yazarlardan oluşan küçük dünyamıza hoşgeldin! :D