
20 Aralık 2009
07 Kasım 2009
Dışı Hoş, İçi Boş Filmler
- sana bir soru sorcam. ama çok iyi düşün çünkü çok zor bir soru. birini gerçekten sevipde onunla yapamadığında ne zaman 'yeter artık' dersin?
+ çok basit...hiçbir zaman...
01 Kasım 2009
22 Ekim 2009
Acı Gerçekler vol.1
Ne mutlu anneyim diyene!
18 Ekim 2009
09 Ekim 2009
Hey Mr. DJ ! Put a Record On !

Parti parti partizani!!! Hayatımın ilk partisinin bir türlü içinden çıkamadığım A.Ü.H.F'nin 2 yıl boyunca içinde ders gördüğüm binasında olması ne kadar da ironik değil mi? Sanki tek eğlencem hayatımın varacağı son kıyı orasıymış gibi (ki şeytan kulağına kurşun). Şimdi benim gibi yüzlerce (abartmıyım sadece bi 200cük olabilir) öğrencinin pazartesi günü okulun kapısından adımını atar atmaz ne gibi bi ruhsal bunalıma sürükleneceğinden haberiniz var mı sizin?? Size soruyorum saygıdeğer İrfan amca ve Ceride üstatları! Şimdiden biliyorum ki pazartesi dersler geçmek bilmiyecek, bol bol harikalar diyarıma zihin kaymaları yaşayıp bol flashbackli bir gün geçircem. Artık napalım borçlarcı en önde oturan pelte kıvamında Bonita'yı görmeyiversin gari. Ya da kökten çözüm bulalım : sana sesleniyorum tek şekerli kayfe! Oturmayıver bu sefer en öne. Belki zihnimin bir kısmı da o anı benden habersiz kaydediverir de yine bi flashback anında sana o dersi aynen özetleyiveririm. Yalnız tam 'We Are The People' la coşayazma aşamasındayken sevgili annem neden o saniyede mekanı terk etmem için rest çeker ki? Kader diyelim. Bu arada parfümün tadı cidden damağımda kaldı :)
08 Ekim 2009
Tekerlemevari Yuvarlanıp Duran Hayatlar
Biri için deli gibi endişelenmek, hastalığını tek bir dokunuşla emmek soğurmak, gerekirse ilk defa bir başkası yerine acı çekmeyi kabullenmek, o kişiyi fena halde bir ömür boyu yanında istemek... Böyle garip hisler içinde nedense elim yine aynı şarkıyı defalarca döndürüp duruyor. Biliyorum depresyonuma yine çare bulamıyacak şarkılar. Yine dönüp dolaşıp ben olucak beni anlatıcak. Yine kanıma giricek gece gece. Elim yine herkesten saklı onun için tuttuğum günlüğüme gidip gelicek ama yazamıyacağım; yazıp da doğa anaya bi nebze daha olsun negatif enerji göndermiyim diye. Gidip gelmek, bakıp durmak, susup kalmak gibi tekerlemevari tekrarlarla yuvarlanıcağım. Ama bileceğimki ne kadar söz o kadar ben, ne kadar karmaşa o kadar karanlık şalını üstüne sarmış tir tir titreyen ruhum. Bir kaosum ben 5 aydır. Zihnimin aşılmaz sınırlarını kocaman balyozlarla yıktıran ruhdaşımı düşünüyorum, düşünüyorum.. Tıpkı çiçek açmayı bekleyen bir çiçek gibi, tıpkı karanlık bir odadaki bir ampul gibi, tıpkı yüzyıllardır çölle buluşmasına hep geç kalan yağmur gibi oturmuş sadece onu bekliyorum, bekliyorum...bu arda dinlediğim şarkı ne mi?
02 Ekim 2009
'The More You Ignore Me, The Closer I Get' Sendromu

Kişiye, hiçbir zaman hak etmediği sevgi ve güvenin her zaman sunulması durumudur. Morrissey'de bu sendromu şarkısında öyle güzel açıklamıştır ki gönüllerde taht kurar. Aslına bakarsanız insan doğası bu duruma o kadar çok yatkındır ki atalarımız bile bizleri 'Kaçan kovalanır!' sözleriyle uyarmışlardır.
İnsan tabiatı gereği her zaman daha fazla isteyen bir varlık olmuştur. Kendimize bir hedef belirler ve uğrunda gece gündüz uyumadan çalışırız. Elde ettiğimizde ise o eski ihtişamını kaybederek 'bizim' olmuştur. Ve biz gözümüzü sıradaki hedefe dikeriz. Gönül işlerinin de farklı işlediği fazla görülmemiştir. Birisini gerçekten seversiniz ya da sevdiğinizi sanarsınız. Sonra o sizin olur. İş heyecanından bir parça kaybeder, sonra büyük parçalar yitirir ve siz elinizdekinin değerini bilemeden, o sevginin balını tadamadan bi bakmışınız ki bir sonraki hedefe gözlerinizi dikmiş bakmaktasınız.
Aşk, birlikteliğe dönüşmediği sürece sonsuzdur. Her zaman onu aynı tutkuyla sever ve onun yanınızda olması için ömrünüzü feda edebilirsiniz. Eğer gerçekten seviyor iseniz bu birliktelik sonrasında da bitip tükenmez. Ancak bu kişi size yüz vermiyosa bütün kusurları kapanır ve o mükemmelleşirken siz onun yanında ezilir, büzüşür ve bir böcek boyutlarına inersiniz. Sevdiceğiniz o kadar çok büyür ki gözünüzde ne kendinizi ne de başkalarını ona layık görürüsünüz. Siz siz olun böyle 'tapınma' boyutlarına gelen büyük sevgilerinizi Pulpo gibi basit, sıradan 8 kollu bir ahtapota vermeyin. Pulpo da kim mi? Artık bir başka yazıya....

